Dijital Dünyada Aradığımız Ne? Gerçek Besin, Gerçek Yaşamdır
Yazar: Melike Doruk Metin (Psikolojik Danışman)
İnsan ‘bildiği kadarıyla’ yaşamla bağ kurar. Anlaşılmak, ilgilenilmek, sevilmek şeklinde beliren ilişkisel ihtiyaçlar, bir bağlam içinde kendimizi var hissetmemizi mümkün kılar. Aile, arkadaşlıklar ve partnerler, her zaman hoşnut hissetmesek de bizim vazgeçemediğimiz sosyal iş birliklerimizdir.
Dijital dünya bize, ilişkisel ihtiyaçlarımızı karşılamayı vadeden bir etkileşim seti sunar. Benzer tarzda hisseden, düşünen, yaşayan kişilerle dünyanın neresinde olursa olsun bir araya gelmek, oyunlar ve filmler aracılığıyla eğlenmek, öğrenmek kolayca elimizin altındadır.
Gerçek Besin, Gerçek Yaşamdır
Dijital dünyaya yönelirken hissedilen duygulara dikkatimizi verelim. Bedenin verdiği o istekli yönelimin altında hangi düşünceler var, keşfedelim. Hangi duygu ya da his bedenimizi dijital dünyaya açılan aletlere yöneltiyor? Hangi duygusal ihtiyaçları karşılamak için tekrar ve tekrar elimizi uzatıyor ve neyi ararken kendimizi o kucaklayıcı boşluğa teslim ediyoruz?
Çıktığımız bu serüvende hangi ihtiyaçlarımıza cevaplar arıyoruz? Bulduklarımız ihtiyaçlarımızın cevabı niteliğinde mi? Aristo, insanın acıdan kaçınmak için hazza yöneldiğini söyler. Acı ve hazzı bir düzlemin iki ucuna yerleşmiş olarak imgelediğimizde; yaşadığımız gündelik zorluklar, kırgınlıklar, sınavlar, stres, kaygı, dışlanmışlık ya da yetersizlik duyguları acı ise, dijital dünyanın vadettikleri daha çok hazza hizmet ediyor.
Dijital Çağın En Büyük Sorusu: Kaçıyor muyuz, Arıyor muyuz?
Yaşanan zorluklardan haz veren bir davete mi koşuyoruz? Zamanla acı ve haz arasında gidip gelmenin yaratacağı yorgunluk ve bu koşturma, bize aradığımız hakikati sunacak mı?
Zihnimizin ‘Koş!’ talimatına uyduğumuzda dürtüsel ve anlık bir haz yaşıyoruz. Dopaminle birlikte kısa süreli bir tatmin hissi oluşurken, uzun vadeli beklemeyi ve sabretmeyi gerektiren amaç odaklı yanımız geri planda kalıyor. Aceleci iç sesimiz ‘Haydi!’ diyerek bizi harekete geçiriyor; istediğimiz gerçekleşmediğinde ise hayal kırıklığı ve öfke ortaya çıkıyor.
Oysa içimizde, sevmeyi ve beklemeyi öğrenmesi gereken, ilgiyle beslenip gelişmeye ihtiyaç duyan bilinçli bir yanımız var. Bu yanın güvenli bir kişilik alanına dönüşebilmesi için desteklenmesi gerekiyor. Dijital dünyanın imkânlarından elbette faydalanalım; ancak sürekli ve aşırı tüketmek yerine gerçek besinlere yönelmeliyiz: İnsan ilişkilerine, dostluklara, hayvanlarla vakit geçirmeye, gökyüzü ve doğayla buluşmaya, sanata, spora ve üretime hayatımızda yer açalım. Yoksunluklara değil, var olan güzelliklere odaklandığımız; sağlık, huzur ve neşe dolu günler dileğiyle.