Mutluluğun Zorunlu Olduğu Dünyada, Diğer Duygulara Ne Oldu?

Yazar: Güler Ünlü (Klinik Psikolog)

Üniversite yılları, bireyin yalnızca mesleki değil, yaşam değerlerini de şekillendirdiği kritik bir dönemdir. Bu dönemin en yaygın arayışlarından biri mutluluktur. Ancak mutluluk, çoğu zaman geleceğe ertelenen, ulaşıldığında kalıcı olacağı varsayılan bir hedef gibi görülür: “Mezun olunca mutlu olacağım”, “İyi bir iş bulduğumda her şey yoluna girecek…” Bu düşünceler, bugünü yalnızca bir hazırlık süreci gibi algılamamıza neden olabilir. Bilimsel olarak mutluluk; olumlu duygular, yaşama bağlılık ve anlamlı bir yaşam olmak üzere üç boyutta ele alınır (Seligman, 2002).

Her Duygu, İçsel Pusulamızın Bir Yönüdür

Sosyal ilişkiler, kişilik yapısı ve hayat koşulları mutluluğu etkiler; fakat araştırmalar, mutluluğun kalıcı değil, değişken bir durum olduğunu da gösteriyor. Büyük bir olayın bile (örneğin piyango kazanmak) zamanla sıradanlaştığı görülmüştür (Mauss ve ark., 2011).

Bugün mutluluk, bireysel bir duygu olmaktan çıkıp, adeta toplumsal bir zorunluluğa dönüşmüş durumda. Sosyal medya başta olmak üzere birçok mecra, genç bireylere sürekli olarak “iyi hisset”, “pozitif kal”, “kendinin en iyi versiyonu ol” gibi mesajlar veriyor. Bu görünmez baskı, kişinin üzülmeye, kaybolmuş hissetmeye ya da yönünü bulamamaya hakkı olmadığını düşündürebilir. Oysa insanın duygusal gerçekliği çok daha karmaşıktır. Her zaman iyi hissetmek beklentisi, bireyin kendi duygusal döngüsünü tanıma ve kabullenme becerisini zayıflatabilir. Nitekim bazı duygular, hissedilmek ve anlaşılmak üzere vardır; bastırıldıkça daha derin bir huzursuzluğa dönüşebilir.

“Günümüzde mutluluk, bir sorumluluk gibi sunuluyor.”

Felsefeci Emmy van Deurzen’e göre duygular, yaşamda yön bulmamızı sağlayan içsel pusulalardır. Kaygı bir sınırın zorlandığını, öfke bir haksızlığın hissedildiğini, neşe ise bir anlamın yakalandığını gösterir. Duyguları bastırmak ya da yok saymak, bu pusulayı görmezden gelmektir. Gerçek bir yaşam, sadece “iyi hissetmeye” değil, her duygunun rehberliğine kulak verebilmeye dayanır.

Mutluluğu yalnızca bir hedef gibi görmek, diğer duyguları yok saymak anlamına gelir. Oysa “bir gün” diyerek beklediğimiz o mükemmel anlar gelmeyebilir. Belki de asıl ihtiyaç duyduğumuz şey; yaşamın her hâline, her duygusuna açıklıkla yaklaşabilmektir. Çünkü hayat, sadece varmak değil; yolun kendisidir.